Youtube Google+ Instagram Twitter Facebook

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU - Stefan Zweig / Öykü

Kendisi ile hiç bir zaman bir araya gelmeyecek toplumun tanıdığı ünlü R. isimli erkeğe duygularını anlatmaya çalışan bir kadının mektubundan ibaret öykü. Platonik aşk üzerine yazılmış bir çok roman olsa da Zweig usta kalemi ile karşılıksız seven bir kadının iç dünyasını tüm açıklığı ile okurun gözleri önüne sermekte. Yine bir-iki saat içinde bitebilecek akıcı bir öykü.
javascript:ntrTemp(); veya javascript:ntrTemp(); linklerinde bu güzel novellayı okuyup yorum yapan iki okurun sayfalarına ulaşabilirsiniz.
#Her şey bir yazarın kimden geldiği bilinmeyen bir zarfı almasıyla başlar. Zarfı açtığında bizi olaylar sürüklemek için beklemektedir. Adını belirtmeyen bir kadın, yazarla mektubunda henüz çocukken tanışmıştır ve ona aşık olmuştur. Hale bakar mısınız? Sen daha çocuksun. Nasıl aşık olabilirsin? Ben çocukken yaşıtlarımla alçak yüksek, saklambaç, körebe oynuyordum millet aşık oluyor. Olaylar iyice ilerler tabi spoiler olduğu için fazla bilgi vermeyeceğim, okuyunca öğrenirsiniz. .Olaylar ilerledikten sonra kadın adamın peşine düşer. Öyle şeyler yapar ki: "E bu kadarına da yuh yani ama" dedirtir.

Kısacası, Aşktan gözü kör olmuş bir kadın, bir yazar bu hikayenin iki anahtar öbeğini oluşturur. Okuduğunuzda mutlaka şaşıracağınız şeyler gayet güzeldi. Zweig kitabı güzel yazmış. Puanım: 85/100´´ (Mehmet Can Denizlili´nin kitap hakkında yorumundan alınmıştır).

Kitaptan: *** İçim rahat ölüyorum, çünkü sen o ölümü uzaktan hissedemezsin. Ölmem sana acı verecek olsaydı eğer, o zaman ölmezdim.
Arka Kapaktan: Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920´li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu´nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun "gönderen"inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: "Sana, beni asla tanımamış olan sana". Kadın büyük tutkusunu hep bir "bilinmeyen" olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde "taraflar" değil, sadece tek bir "taraf" vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda "mutlak aşk" kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!