Youtube Google+ Instagram Twitter Facebook

Sahip Olmak Ya Da Olmak

Sahip Olmak Ya Da Olmak

SAHİP OLMAK ya da OLMAK - Erich Fromm / FELSEFE - Psikoloji

İnsan ve toplum psikolojisi öncelikli ilgi alanınızda ise okunmasını öneririz. Bu eseri okumamızı öneren kitap dostumuz, yazarın en anlaşılır ve akıcı eseri olduğunu belirtmişti. Hakilkatten bu eseri okumak için emek ve ilgi gerek. Üzerine düşüp okununca kitap size karşılık veriyor. Kim okur, derseniz, Psikoloji, Sosyal Bilimler, Felsefe, Tarih vb. üniversite öğrencileri ve tabii ki okuma düzeyi oldukça yüksek olan kitap kurtları. Ne olursa olsun kitaplıkta bulunmalı. Biraz gayret.

javascript:ntrTemp(); linkinde kitabı okuduktan sonra değerlendirmelerini diğer okurlarla paylaşmış bir kitap severin sayfalarına göz atabilirsiniz. javascript:ntrTemp(); burada ise çok sayıda okurun yorumlarına göz atabilirsiniz.

Kitaptan: **** Çalışma yaşamının güç ve zorlayıcı koşulları kadar, hiç bir şey yapmamak da, insanı bunaltır ve sıkar. Yaşamın dayanılır olabilmesi için, bu iki karşıt özelliğin kombine edilmeleri ve birbirleriyle dengelenmeleri gerekmektedir. (Sayfa, 28)

**** Çünkü açgözlülük ve barış, bir arada olamazlar. (Sayfa, 31)

**** ´´Sahip olmak´´ tavrındaki kişi, sahip olduğu şeylere güvenir. ´´Olmak´´ ilkesine göre davranışlarına biçim veren bir kimse ise, varoluşunun ve yaşadığının bilinci içinde davranır. (Sayfa, 73)

**** ´Akılcı´ otorite, insana güvenir, onun gelişimini destekler. ´Akıldışı´ otorite ise, iktidara sahip olmayı gerektirir ve kendi denetimi altında olanları sömürerek yaşamını sürdürür. (Sayfa, 77)

**** Sevmek yaratıcı bir etkinliktir. (Sayfa, 89)

**** Bir kimse diğerinin üzerindeki elbiseyi alacak olsa, ona hırsız denir. Peki, elinde imkânı varken bir fakiri giydirmeyen kimseye ne ad vermeli? (Sayfa, 111)

**** Bilgi, bizi kendisine köle kılacak bir dogma haline dönüştürülmemelidir hiçbir zaman. (Sayfa, 116)

**** Aristo´ya göre, iyiye ve güzele gitmek demek olan ´Eudaimonia´ya, eğlenceler ve hazlar ile değil, aktivite ile ulaşılabilirdi ancak. (Sayfa, 165)

**** Öğrenme psikolojisi konusundaki araştırmalar, öğretilen konu cansız ve sıkıcı bir biçimde kendilerine anlatıldığında, öğrencilerin ´tembel´ olma eğiliminde bulunduklarını ortaya çıkarmıştır. (Sayfa, 178)

**** Bir kişiyi gerçekten sevmek, onun kişiliğinde tüm dünyayı sevmek demektir. (Sayfa, 182)

**** Yalnızlık ve çevre tarafından dışa itilmek korkusu, ölüm korkusundan bile büyüktür insanlarda. (Sayfa, 185)

**** Olumsuz güdüleri destekleyip, beslemediğimiz sürece, olumlu güçler gelişip, filiz vereceklerdir. (Sayfa, 187)

**** İnsanlar genellikle bilinmeyene ve tanınmayana atılmaktan korkarlar. Eski ve denenmiş olan, güvenlik verir bize ya da en azından biz öyle düşünürüz. Oysa her yeni adım, başarısızlık tehlikesini de beraberinde getirir. İşte bu özellik, insanların özgürlükten korkup, kaçmalarının da en önemli nedenlerinden birisidir. (Sayfa, 189)

**** Eğer insan yalnızca ´sahip olduğu´ şeylerden ibaretse, onları yitirdiğinde, kendini de yitirecek, kim olduğunu bilemeyecektir. Böylece yaşamı yanlış kurmanın sonucunda ortaya yenilmiş, moralsiz, yıkık ve acınacak bir insan çıkar. (Sayfa, 192)

**** ´Sahip olmak´ güdüsünün etkisindeki bir kimse, sevdiği, beğendiği ya da hayran olduğu insanlara sahip omak ister. ´Sahip olmak´ ihtirasının etkisindeki ilişkiler, üzücü ve bunaltıcı olur, çatışma ve kıskançlıkla doludur. (Sayfa, 196)

**** Temel olan, ihtiras sahibi bir kişinin, hiçbir zaman yeterli şeye sahip olamayacağı ve mutlu, halinden hoşnut ya da doyum içinde bulunamayacağı gerçeğidir. (Sayfa, 197)

**** İnsanın sahip olduğu şeyler, her an yitirilebilme tahlikesi taşıdığında, bu tehlikeden korunabilmek için hep daha fazla şeylere sahip oma isteği ve ihtirası doğacaktır. Herkes daha fazlasını istediği için de, komşusundan bile çekinir, şüphelenir olacaktır. Onun kendi sahip olduklarını elinden alamamasını sağlamak, ancak kişinin daha güçlü ve daha saldırgan olmasına bağlıdır. (Sayfa, 198)

**** Mal ve mülke sahip olmak, daha çok kazanmak gibi ihtiraslarla ile dolu oldukları sürece, insanların barış içinde yaşayabilecekleri düşüncesi bir hayaldir. (Sayfa, 199)

**** Temel davranış biçimi ´sahip olmak´ olan tüm toplum yapılarında, toplum ne kadar zengin olursa olsun, sınıfların doğması bir zorunluluktur. (Sayfa, 200)

**** Hiçbir şey insanları ortak olarak yaşadıkları ve paylaştıkları duygular kadar birleştiremez. (Sayfa, 201)

**** Zamanın gereklerine aldırmayarak özgürlüğe yaklaştığını sanmak, boş bir hayaldir. Bir günlük zamanı değerlendirmek yerine, onu ´öldürmek´, aslında zaman kafesinden kurtulmak değil, gözlerini kapayarak, kafesi görmemek demektir. (Sayfa, 226)

**** Boyunduruk altına alma eyleminin ilk aşaması, erkeğin kadına egemen olmasıyla başlar. Sonra, şiddetin sömürgen amaçlarla kullanılmasına geçilir. (Sayfa, 243)

**** Anlama açısından akıl, yalnızca insanlara özgüdür. Bir hedefe ulaşmada araç olarak kullanılan değiştirici ve etkileyici zekâ ise hem insanda, hem de hayvanlarda bulunur. Aklın denetleyiciliği olmadan kullanılan bu türlü zekâ, insanı yok olmaya dek varacak tehlikelere götürebilir. Aklın denetleyemediği çıkarcı zekâ, keskin olduğu oranda tehlikelidir. (Sayfa, 257)

**** Eğer sevdiğim halde, karşımda bir sevgi doğuramıyorsam, yani sevgim bir karşı sevgi üretmiyorsa, yaşamımı seven bir insan olarak dışa vurmam, beni sevilen biri halinegetirmiyorsa, sevgim güçsüzdür ve yetersizdir demektir. (Sayfa, 271)

**** Jules Verne´i okumakla denizaltıları yapmak mümkün olmadığı gibi, peygamberlerin kitaplarını okumakla da, insancıl bir toplum yaratamayız. (Sayfa, 298)

**** Günümüz ekonomisinin alıştığı ve beyin yıkamaya dayanan reklam yöntemlerinin ortadan kalkması, yeni toplumun en baş koşullarından birisidir. (Sayfa, 303)

**** Bireyler kendi mutluluklarının, toplumun iyiliği ve huzuruna bağlı olduğunu fark ettiklerinde, demokrasi gerçek işlerliğine ulaşacaktır. Birçok insan, toplumun sorunları ile ilgilenmeye başladıktan sonra, kendi yaşamlarının çok daha ilginç ve canlı duruma geldiğini fark etmişlerdir. (Sayfa, 310)

**** Bürokrat kişi, kendi kişisel insiyatifini ve sorumluluğunu kullanmaktan çekinir ve yasaların arkasına gizlenerek, bu korkusunu örtmeye çalışır. Ona güven ve huzur veren, insancıl yasalara uyması değil, bürokratik kurallara uygun davranmasıdır. (Sayfa, 316)

**** Tüketimin tüm imkanlarını yaşayamamış ve elde edememiş olanlar, yani Batı dünyasının fakirleriyle sosyalist ülke halklarının çoğunluğu ve az gelişmiş ülkeler, ´tüketim mutluluk getirir´ adlı eski hayale kapılmaktan kendilerini alamamaktadırlar. (Sayfa, 336)

Arka Kapaktan :

Eğer insan yalnızca "sahip olduğu" şeylerden ibaretse, onları yitirdiğinde, kendini de yitirecek, kim olduğunu bilemeyecektir. Böylece yaşamı yanlış kurmanın sonucunda ortaya yenilmiş, moralsiz, yıkık ve acınacak bir insan çıkar. "Olmak" kavramında ise sahip olunan şeylerin kaybedileceğinden doğan endişe ve korku yoktur. Olduğum gibiysem ve kişiliğim "olmak" tarafından belirleniyorsa kimse benden bunu alamaz ve kişiliğimin yıkılması tehlikesi de doğmaz. Odak noktamı ve davranışlarımı yönlendiren güdüleri, kendi içimde bulurum.

Bu kitap için daha önce yorum veya alıntı yapılmadı.
Yorum yapabilmek veya alıntı yayınlayabilmek için üye olmanız veya üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Bu kitabı sistemimizden emanet olarak alıp okuyan bir üyemiz yok.