Youtube Google+ Instagram Twitter Facebook

Şikago Mezbahaları

Şikago Mezbahaları

ŞİKAGO MEZBAHALARI - Upton Sinclair / ROMAN

Amerika´ya göç etmiş Litvanya´lı göçmenlerin yaşadığı sıkıntılar ve bu sıkıntıların yaşanmasına neden olan yıkıcı kapitalizmi okurun dikkatine sunmaya çalışmış yazar. Amaç böyle iken, roman işci haklarından daha çok mezbahalarda ki hijyen konusunda ses getirmiş ve kamuoyunda oluşan tepkilerden sonra yönetimler mezbahalara çeki düzen vermeye başlamış. Mezbahalar kenti bu yıllardan sonra özelliğini kaybetmeye başlamış ve mezbahalar kapanmaya ve yavaş yavaş ülkenin başka şehirlerine taşınmışlar. Can alıcı nokta okur tepkisinin ne işci hakları ne hayvan hakları üzerine değil, hijyen-temizlik, yani kendi kişisel sağlığı üzerine odaklanmış olması. Sinclair bu durumu, ´´ Ben toplumun kafasına hedef aldım, attığım yumruk midesine geldi´´ cümlesi ile anlatır. Biraz ağır ilerlemkle beraber okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyoruz.
Bu adreste javascript:ntrTemp(); kitabı okumuş olan bir bloggerın detaylı yorumunu okuyabilirsiniz. Burada javascript:ntrTemp(); ise çok sayıda okur yorumlarına göz atabilirsiniz.
Kitaptan:*** Bu yabancılardan biri yeteri kadar ya da yeterince aç görünürse, kendisine bir sandalye gösterilir ve o da ziyafete buyur edilirdi. Kimsenin aç kalmaması veselija´ların kanunlarından biriydi. (Sayfa, 7)
*** Jurgis olayları hafife alırdı çünkü çok gençti. (Sayfa, 27)
*** Bir adamın işe yarar bir şeyi yapmayı istemekten ve yaptığı iş için iyi para almaktan başka neye hakkı olabilirdi ki? (Sayfa, 68)
*** Burası baştan aşağı fokur fokur kaynayan bir kıskançlık ve nefret kazanından ibaretti; burada sadakate ve ahlaka yer yoktu, tek bir dolar bile bir adamdan daha önemliydi. Ahlakın olmamasından da fenası, dürüstlükten eser olmayışıydı. (Sayfa, 71)
*** Tek hayatta kalma şansları bir olmaktı ve bu yüzden mücadeleleri bir çeşit kutsal savaşa dönüşmüştü. (Sayfa, 107)
*** Tıpkı İncil´in öğretisini silah zoruyla yaymak için yola çıkan haçlılardan beri bütün inançlıların yaptığı gibi, daha kısa zaman önce kendisinin de kör olduğunu unutuvermişti. (Sayfa, 107)
*** Rusya´da siyasete yıldırım ya da dolu türünden bir bela gözüyle bakılırdı. (Sayfa, 108)
*** Tek yapabilecekleri, yola devam edip savaşmak ve kazanmaktı; yenilgi akla bile getirilmemesi gereken bir şeydi. (Sayfa, 120)
*** Oy satmanın uygunsuz bir şey olduğunu bilecek kadar çok şey öğrenmişti. Ama bunu herkes yaptığı ve tekbaşına reddetmenin sonuca en ufak bir etkisi olmayacağı için, reddetmeyi düşünmüş olsa bile bir işe yaramayacaktı. (Sayfa, 133)
*** Sürekli zincirli tutulduğunda, en uysal köpeğin bile hıçınlaşacağı söylenir ya, onun durumu da aynıydı; bütün gün yatıp kaderine sövmekten başka bir işi yoktu ve bir süre snra her şeye sövmeye başlamıştı. (Sayfa, 141)
*** Ülkemiz güneşin üzerinde parladığı en büyük ülkeyse, bunun nedeni her şeyden çok işçilerimizi insani sınırları zorlayan bir hızda çalıştırmayı başarabilmemizdi. (Sayfa, 233)
*** Bu adamların yaptıkları işe ilgisi duyması mucize gibi bir şeydi; işe bir katkıları yoktu; saat başına ücret alıyorlardı ve işe ilgi duymaları ücretlerini artırmıyordu. (Sayfa, 242)
*** Din adamları da sorunun bir parçasıydı; insanları ezen ve baskı altında tutan düzenin bir parçasıydı; insanları ezen ve baskı altında tutan düzenin bir parçasıydılar! Onlar da galip ve küstah sahip sınıfındandı; sıcacık bir salonları, yiyecekleri, giysileri, paraları vardı ki aç olanlara vaaz verebilsinler, açlar da boyunlarını büküp onları dinlesin! Yoksulların ruhlarını kurtarmaya çalışıyorlardı; kendi ruhlarındaki sorunsa bedenleri için dürüst bir varoluş şekli bulamamış olmalarıydı, bunu ancak bir aptal göremezdi. (Sayfa, 266)
*** Güya halk tarafından yönetilen ama aslında bir işadamları oligarşisinin sahip olduğu bu şehirde iktidarın kentin sahiplerinde kalması için bir ordu dolusu insan besleniyordu. (Sayfa, 294)
*** ´Hain´ olduğunu bildiği ve kendini aşağıladığı için içmeye başlayarak alçak bir adam olup çıktı. (Sayfa, 319)
*** Ruhu öldürenlerin karşısında bedeni öldürerek cinayet işlemek nedir ki? (Sayfa, 356)
*** Elzbieta için hayat her gün ekmeğini kazanmak demekti ve buna hizmet etmeyen fikirler ona göre yok sayılırdı. (Sayfa, 367)
*** Hayat bir varoluş savaşıydı ve güçlüler güçsüzleri yener, sonunda herkes en güçlü olana yenilirdi. Savaşta yenilenler genelde yok edilirdi; ama arada bir birleşerek kendilerini kurtardıkları da biliniyordu. Öyle ki sürü halinde yaşayan hayvanlar yırtıcı hayvanları yenebilmişti; öyle ki insanlık tarihinde halklar krallara hükmetmişti. (Sayfa, 378)
*** Gerçek Din ile insanın yozlaştırdığı dini birbirine karıştırmanın ne faydası olabilirdi peki? (Sayfa, 386)
*** Savaşın insanlığa maliyetini kim bilebilir; yalnızca yok ettiği hayatların ve maddi şeylerin bedeli değil, yalnızca milyonlarca insanı işsiz bırakmanın, savaşlar için ve geçit törenleri için silahlanmanın maliyeti değil, savaş halinin ve savaş dehşetinin toplumun yaşam enerjisinden emişi, savaşla beraber gelen barbarlık ve cehalet, ayyaşlık, fuhuş, suç, endüstriyel iktidarsızlık, ahlaki çöküş de cabası. (Sayfa, 390)
*** İnsanlar bir vaizi dinlemek istiyorlarsa bir araya gelip ona istedikleri kadar katkı da bulunurlar, kilisesine para verip vaizi destekler ve onun vaazlarını dinlerler; ben dinlemek istemediğim için onlardan uzak dururum ve bunun bana hiçbir maliyeti olmaz. (Sayfa, 394)
*** Zincirlerini göremeyecek kadar kör olduğu için özgürlüğüyle böbürlenen bir adam! (Sayfa, 396)
Arka Kapaktan:
Şikago Mezbahaları, yazıldığı dönemden bugüne ABD’deki emekçi sınıfların durumunu gözler önüne seren çarpıcı eserlerden biridir.
Şikago’daki devasa et endüstrisi kısa sürede kullanıp bir kenara attığı ve sefalete mahkûm ettiği emekçilerin yerine sürekli yenilerini aramakta, dünyanın dört bir yanından Amerikan rüyasına kanarak gelenler bu acımasız çarkın dişlileri arasında öğütülmektedir. Zenginlik ve özgürlük hayaliyle bu fabrikaların çevresinde toplananların karşısına ise, iş ve can güvenliğinin bulunmadığı, bir ucundan kesimlik hayvanların, diğer ucundansa kurban edilmeye hazır örgütsüz işçilerin girdiği bir cehennem çıkacaktır.
Upton Sinclair’in, romanını yazmak üzere kimliğini gizleyerek içine sızıp çalıştığı mezbaha bölgesindeki tanıklıkları, o gün olduğu gibi bugün de ne tüketicinin sağlığını ne çalışanların refahını önemseyen kapitalist üretim ve tüketim anlayışına ışık tutuyor. Gücünü gerçeğin acımasızlığından alan sarsıcı bir roman.

Bu kitap için daha önce yorum veya alıntı yapılmadı.
Yorum yapabilmek veya alıntı yayınlayabilmek için üye olmanız veya üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Bu kitabı sistemimizden emanet olarak alıp okuyan bir üyemiz yok.

Bu kitabı favorilerine ekleyen bir üyemiz yok.