Youtube Google+ Instagram Twitter Facebook

Veba

Veba

VEBA - Albert Camus / ROMAN

Veba salgının bir şehri esir alışının anlatıldığı romanda, birbirlerinden oldukça farklı karakterlerin kişilikleri ustalıkla işleniyor. Doktor, rahip, memur, yazar, gazeteci gibi toplumun değişik kesimlerine mensup insanların, hemen hemen aynı şartlar altında nasıl bir psikolojiyle hareket ettiklerini görüyoruz. Dışarıdan durumları benzer gözükse de sayfalar ilerledikçe yazarla birlikte karakterlerin iç dünyalarında bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu şekilde bireylerin inanç, motivasyon ve geçmişlerinin onların aldığı kararları nasıl şekillendirdiğine tanıklık etmiş oluyoruz. Ölüm, ayrılık, korku, ümitsizlik, sorumluluklar karşısında kişilerin değişik tutumları da okura hayata farklı bir pencereden bakma fırsatı tanıyor.
javascript:ntrTemp(); veya javascript:ntrTemp(); adreslerine ulaştığınızda hem yazar hem bu kitap hakkında çok geniş değerlendirmelere ulaşacaksınız.
Kitaptan: *** Soru: Zamanı yitirmemek içim ne yapmalı? Yanıt: Onu alabildiğine duyumsamak. (Sayfa, 35)
*** Kendilerini özgür sanıyorlardı, oysa felaketler oldukça kimse asla özgür olmayacak. (Sayfa, 46)
*** On bin ölü büyük bir sinemanın müşteri sayısının beş katı eder. İşte yapılması gereken buydu. Beş sinemanın çıkışında insanları toplayıp kentte bir meydana götürmek ve olayları daha net görebilmek için onları yığınlar halinde öldürmek. En azından o zaman bu adsız kalabalığa tanıdık yüzler takılabilirdi. (Sayfa, 47)
*** Gerçek orada, günlük çalışmdaydı. Gerisi olayların akışına ve anlamsız hareketlere bağlıydı, buna takılıp kalınamazdı. Esas olan, işini iyi yapmaktı. (Sayfa, 49)
*** Önemli olan düşünce biçiminin iyi olup olmaması değil, düşündürmesidir. (Sayfa, 57)
*** İnsanlar hep konuşur. (Sayfa, 67)
*** Bu genel terkedilmişlik duygusu uzun vadede kişilikleri sağlamlaştırabilecekken değersiz kılmaya başlamıştı. (Sayfa, 80)
*** Ancak herkesin ortak iyiliği tek tek her kişinin mutluluğuyla olur. (Sayfa, 92)
*** Onların gözünde veba, nasıl geldiyse bir gün öyle gidecek istenmeyen bir konuk gibiydi. Korkmuşlardı, ancak umutsuz değillerdi. (Sayfa, 98)
*** Ah, keşke bir deprem olsaydı! Tam bir sarsıntı.. Ve bu iş biterdi. ölüler, diriler sayılır ve oyun biterdi. Ama şu domuz hastalık! Hastalığa yakalanmamış olanlar bile onu içlerinde taşıyorlar. (Sayfa, 119)
*** Yüz yıl önce bir İran kentinde veba tüm kent halkını öldürmüş, kendi işini yapmaktan vazgeçmeyen ölü yıkayıcısı dışında. (Sayfa, 133)
*** Dünyada kötülük neredeyse her zaman cehaletten kaynaklanır ve eğer aydınlatılmamışsa, iyi niyet de kötülük kadar zarar verebilir. (Sayfa, 135)
*** Gerçekten de sefaletin korkudan baskın çıktığı görüldü. (Sayfa, 177)
*** Umutsuzluğa alışmanın umutsuzluktan beter olduğunu düşünüyordu. (Sayfa,182)
*** Veba sevme gücünü ve hatta dostluk duygusunu herkesin elinden almıştı. Çünkü aşkın biraz olsun geleceğe gereksinimi vardır ve bizler için kısa anlardan başka bir şey yoktu artık. (Sayfa, 183)
*** Veba değer yargılarını ortadan kaldırmıştı. Bu da kimsenin giysilerin ya da satın alınan yiyeceklerin kalitesiyle ilgilenmemesinden anlaşılıyordu. (Sayfa, 184)
*** Yalan söylemek çok yorucu. (Sayfa, 206)
*** Dünyada hiçbir şey insanın sevdiğinden vazgeçmesine değmez. (Sayfa, 209)
*** Yoksulluk ona boyun eğmeyi öğretmişti. (Sayfa, 246)
*** Uzaktan ya da yakından, haklı ya da haksız nedenlerle insanları öldüren ya da öldürmeyi haklı çıkaran ne varsa hepsini reddetmeye karar verdim. (Sayfa, 250)
*** İnsanların tüm mutsuzluğunun açık konuşmamalarından kaynaklandığını anladım. O zaman, doğru yolda olmak için açık konuşmak ve açık davranmayı seçtim. (Sayfa, 251)

Arka Kapaktan: Albert Camus’nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş kitabı olan ve hâlâ en çok satan kitaplar arasında yer alan Yabancı, aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. Ölümün egemen olduğu bir varlıkın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi Meursault, bir simge kahraman değildir, adı olmayan bir Yabancı’dır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma… Camus’yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir, der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir.

Bu kitap için daha önce yorum veya alıntı yapılmadı.
Yorum yapabilmek veya alıntı yayınlayabilmek için üye olmanız veya üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Bu kitabı sistemimizden emanet olarak alıp okuyan bir üyemiz yok.