Youtube Google+ Instagram Twitter Facebook

Körlük

Körlük

KÖRLÜK - Jose Saramago / ROMAN - Post Apokaliptik

1998 Nobel Edebiyat Ödülü almış eser. Hiç kimsenin bilemediği bir şekilde aniden başlayan ve tüm ülkeyi saran ´´Beyaz körlük´´ün nerelere varabileceğini okurların önüne koyuyor. Tam anlamı ile bir sistem eleştirisi. Yazar, Nobel ödülü konuşmasında başka gezegenlere gidebilen ve oralarda kentler kurmanın hesabını yapan insanlığın hemen yanı başındaki ölümleri görmezden geldiğinden bahsediyor. Romanda bu konuyu işlemekte ve insanlar fiziki olarak olmasa da ruhen nasıl da kör olabildiklerini anlatmakta. Arzu edenler filmini de javascript:ntrTemp(); ayrıca izleyebilirler.
javascript:ntrTemp(); veya javascript:ntrTemp(); linkleri sizi iki farklı kitapseverin ´Körlük´ hakkında yaptıkları yorumlara ulaştıracaktır.
´´Kitaba bir kişinin bembeyaz görerek, kör olmasıyla başlıyorsunuz...
İlk kör hızla görüştüğü herkese bulaştırıyor çare için gittiği göz doktoruda gece boyu çare aramak için çalışırken sabah kör oluyor. Salgın nedeniyle hepsi karantinaya alınıyor...
Eski bir hastaneye kapatılıyorlar çok kötü koşullarda yaşamı devam ettirmeye çalışırken, sayıları hızla çoğalıyor...
Koğuşlar kör insanlarla doluyor yalnızca doktorun eşi kör olmadığını gizleyerek aralarında yaşıyor yardım ederkende, insanın her koşulda kişiliğindeki zaafların neler yaptırabileceğine şahit oluyor...
O koşullarda bile bir grup çete oluyor diğerlerine karın tokluğu için her dediklerini yaptırmaya başlıyorlar her istekleri insan onurunu yokeden yoksayan istekler oluyor...
Doktorun karısı kadınlara yapılan insanlık dışı harekete dayanamıyor ve başkaldırıyor kadınları örgütleyerek, çete reisini öldürüyor...
Bir kadın herşeye katlanır ama namusu söz konusu olursa neler yapabileceği yazar tarafından farklı ifadelerle ilgi çekiyor...
Doktorun karısı ve arkadaşları karantinadan kaçıyorlar evlerini bulabilme çabaları, insanların çaresiz karın doyurma ve ihtiyaçlarını gidermede ne zorluklar yaşadığı, bu zorluklar yaşanırken kişilik vurguları dikkat çekiyor...
Açlık sefalet çaresizlik insanlara neler yaşatabilir hayretle okuyorsunuz...
Gözleri gören tek bir kadının görmekle bakmak arasındaki mücadelesi romanın ana teması oluyor bence...
Sonuna doğru bir kilise ve orada gördükleri tüm yaşananları farklı bir boyuta taşıyor...
Kitabın sonumu onu yazmayayım merak uyandırsın...
Gerçekten okunmaya değer bir kitap iyi ki okudum diyorum.´´ (Tülay Çetinkaya isimli okurun değerlendirmesi)
Kitaptan: *** Utanç makul bir duyguydu. (Sayfa,35)
*** Bu insanların kendilerinin seçmediği bir otoriteye boyun eğeceklerini, üstelik, sözünü dinledikleri, otoritesini ve koyduğu kuralları kabul ettikleri halde, karşılığında kendilerine hiçbir şey veremeyecek birine boyun eğeceklerini düşünmek, bahsi baştan kaybetmek demektir. (Sayfa, 54)
*** Eğer cidi olarak düzen kuramazsak patronumuz açlık ve korku. (Sayfa,99)
*** Ağlayabildiğimiz için çok şanslıyız, gözyaşları bizi çoğu kez huzura kavuşturur, ağlayamadığımız zaman ölecek gibi oluruz. (Sayfa, 104)
*** Gerçekten de bizim sorunumuz örgütlenme, önce beslenmeli, sonra örgütlenmeliyiz, bu ikisi yaşamda en gerekli şeyler. (Sayfa, 114)
*** Tam anlamıyla insan gibi yaşayamıyorsak, en azından tam anlamıyla hayvan gibi yaşamamak için elimizden geleni yapalım. (Sayfa, 123)
*** Korku insanın gözünü kör eder. (Sayfa, 136)
*** Ne de olsa nihayetinde bu dünyada mutlak anlamda sahip olduğumuz hiçbir şey yoktur. (Sayfa,148)
*** Silahla tehdit etmek zaten saldırmak demektir. (Sayfa, 153)
*** En kötüsü ise, sabredin, sabredin, demeleriydi, hakaretler bir yana, işitmesi bundan daha kötü gelen bir söz yoktu. (Sayfa,169)
*** İnsan haysiyetinin bedeli olmadığını, küçük küçük teslim olan kişinin sonunda hayatının anlamını yitireceğini söyleyerek konuşmaya başladı. (Sayfa,174)
*** İnsanların yüreğindeki güç yalnızca yüzlerine ya da bedeninin çevikliğine bakarak değerlendirilmez. (Sayfa,178)
*** Kendi yediğim ekmeği taşıyacak gücüm var hâlâ, daha ağır gelen, başkalarının ekmeğidir çoğunlukla. (Sayfa,187)
*** Belki de ben körlerin en körüyüm, insan öldürdüm çünkü. (Sayfa,195)
*** Körlük, umudun tükendiği bir dünyada yaşamaktı. (Sayfa, 213)
*** Bazı körlerin sadece gözleri kör değildi, zihinleri de kördü. (Sayfa, 222)
*** Kurbanın celladı üzerinde hiçbir hakkı olmaması adaletin de olmaması demektir. (Sayfa,258)
*** Gençler koşullara hızla uyum sağlıyor, önlerinde koca bir hayat var çünkü. (Sayfa,259)
*** En kötüsü örgütlü olmamamız, her binada, her sokakta, her semtte bir örgüt olmalıydı.
Bir hükümet olmalı, dedi karısı. Bir örgüt. Bedenimizde örgütlü bir sistemdir, örgütlü kaldığı sürece ayakta kalıyor, ölüm ise örgütsüzlüğün sonucundan başka bir şey değil. Bir körler toplumu yaşamını sürdürebilmek için nasıl örgütlenebilir?
Örgütlenmek yeter, örgütlenmek bir bakıma görmeye başlamak demektir. (Sayfa,297)
*** Biz elimizden gelen tek mucize yaşamaya devam etmektir. (Sayfa,299)
*** Oturup kendilerine okunan kitabı dinlediler, en azından ruhları yeterince besleniyordu. (Sayfa,325)
Arka Kapaktan: Usta yazarın belki de en etkileyici yapıtı olan, sinemaya da uyarlanmış Körlük, toplumsal yaşamın nasıl bir vahşete dönüşebileceğini müthiş bir incelikle gözler önüne sererken, insana dair son umut kırıntısını da bir kadının tek başına örgütlediği dayanışma ve direniş örneğiyle sergileyen unutulmaz eserler arasında yerini almıştır.

Bu kitap için daha önce yorum veya alıntı yapılmadı.
Yorum yapabilmek veya alıntı yayınlayabilmek için üye olmanız veya üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Bu kitabı sistemimizden emanet olarak alıp okuyan bir üyemiz yok.