KATEGORİLER

Neden Demokrasi Gelmez Bu Topraklara?

 1960´larda atandığım ilk ilçede sadece jandarma vardı. Soruşturmalarda baskı yapıldığına ilişkin bir bilgi savcılığa gelmedi. İkinci atandığım yer ağır ceza mahkemesinin bulunduğu büyük bir ilçeydi.

Savcı (o dönemde başsavcılık yoktu) ve yardımcısı bir insan öldürme eylemi nedeniyle birlikte soruşturmaya gittiler.

Dönüşte savcı yardımcısı, savcının kuşkulunun çenesine yumruklar vurarak onu ikrara zorladığını öfkeyle anlatıp durdu.

Çok şaşırmıştım. Savcı hakkında yapılan soruşturmadan hiçbir şey çıkmadı.

Atandığım üçüncü ilçede sorgu yargıcı -ki o dönemde sorgu yargıçlıkları henüz kalkmamıştı- sanığın tutuklanması konusunda görüşümü almak için bir dava dosyasını göndermişti.

Sanık bir uzman çavuştu, ifade alırken işkence yaptığı kişinin kulağını sağır etmişti. Eylem ağır cezalık bir suçtu.

Tutuklama konusunda duraksadım. Dosyayı okuduktan sonra olay hakkında daha ayrıntılı bilgi almak için sınıf arkadaşım olan yargıcın odasına gittim.

Açılan soruşturma üzerine uzman çavuşun pişman olduğunu sanmıştım. Meslektaşım, “Ne pişmanlığı, adamın zalimliği daha da arttı” demez mi?

Sorgu yargıcı, istek üzerine uzman çavuşu tutukladı.

Sonrası daha da acı.

Ertesi gün il jandarma komutanı, yememiş içmemiş ilçe kaymakamına gelmişti. Beni aradılar. Beklediğimi söyledim. Komutan, baskı yapmadan suçluların bulunamayacağını, bu durumun suçluları özendireceğini söylemek üzereyken sözünü kestim, kendisinin de bu tür suçlara katılmadan kovuşturulabileceğini söyleyince kaymakamla birlikte çıkıp gittiler.

Ne yazık ki, olay bu noktada bitmedi. Ertesi günü il savcısı beni aradı. Onun söyledikleri ve benim yanıtlarım da elbette aynı doğrultuda oldu.

 

Yine aynı ilçede pazar kurulduğu günlerin birinde Cumhuriyet Bayramı kutlaması da vardı.

Kutlamadan sonra ilçe hekiminin açtığı eczanede kaymakam, yargıç ve öbür kamu görevlileriyle birlikte otururken ilçenin ileri gelenlerinden biri içeri girdi ve kaymakama seslenerek:

“Kaymakam Bey”, dedi, “terzi falanca sizin talimatınızla beş gündür, karakolda dayak yiyor. Bugün buranın pazarı. Bir saat içinde bırakmazsanız, bütün halkı sokağa dökerim!” Şaşırmıştım. Olaya derhal el koydum.

Zavallı terzi, odama iki kişinin kollarında geldi. Yürüyemiyordu.

Nurculuk propagandası yapmakla suçlandığını, beş gün boyunca falakaya yatırıldığını, hakaretlere uğradığını ağlayarak anlattı. Ele geçirilen kanıt ise, bir ceza hukuku hocasının Nurculuk akımını hukuk açısından değerlendiren ve Nurculuk karşıtı bir kitabıydı.

Kara cehalet ve işkence birbirini izlemişti. Durum yürekler acısıydı.

Kaymakam, hükümet tabibine işkence yapıldığına ilişkin rapor verdiği için düşman oldu. Yetkisini kötüye kullandı, sicilini olumsuz doldurdu.

Bu birkaç örnek sanırım o dönemlerdeki kamu görevlilerinin yargılama ve soruşturma anlayışını yansıtmaya yeterlidir.

Tanıdıklarım arasında makam odalarında sopa bulunduran kamu görevlileri ve savcılar olmuştur. Yapılan soruşturmaların hiçbirinden kesin sonuç çıkmamıştır. Arada yargılanıp hüküm giyenler de görevlerini sürdürmüşlerdir.

Peki ya halkın yaklaşımı?

1972 yılında Yargıtay C. Başsavcılığına, o dönemdeki anlatımıyla savcı yardımcılığına atanmıştım.

Ankara´ya ev eşyasını taşıyacak kamyonun ertesi gün geleceğini öğrenen marangoz komşum kapımızın zilini çaldı:

-Savcı Bey, komşumsunuz, izin verirseniz eşyaların yüklenmesinde yardımcı olmak istiyorum dedi. Geldi, canla başla yardım etti. Eşyaların yüklenmesi sırasında yanıma gelen komşum, nereye gideceğimi sordu. Anlattım.

“Sadece dosya mı inceleyeceksiniz, insanları hiç dinlemeyecek misiniz?” diye sordu.

Sadece dosya inceleyeceğimi söyleyince; “Savcı Bey, tam size göre bir iş. Sizin yaptığınız da zaten yargıçlık, savcılık değildi. Biz ne yargıçlar gördük azarladı mı koridorları inleten, ne savcılar gördük karakollarda insanları falakadan geçiren” demez mi?

O zaman anladım ki, ne ben ne de sınıf arkadaşım yargıç, Türk halkının kafasındaki yargıç, savcı imgesine uymuyorduk.

Sorun da büyük ölçüde bu idi.

 

(Sami Selçuk, Eski Yargıtay Başkanının hatıralarından)

Sosyal Medya Paylaş