KATEGORİLER

Birinin Dedikodusunu Yaparken Aslında Kendi Hayatımızdır Masaya Yatırdığımız.

 Birinin dedikodusunu yaparken aslında kendi hayatımızdır masaya yatırdığımız. Bir deşseler kim bilir neler çıkar altından. Hepimizin içinde var ya terk etme arzusu ya terk edilme korkusu. Hepimizin etraftan, aileden, kendi özel hayatlarımızdan bir şeyler edinmişliği var. Yaralarımız, berelerimiz ve görünmez dövmelerimizle yaşıyoruz şu hayatı.

Bir başkasına kızarken acaba bizi eskiden incitmiş olan herkese mi kızıyoruz.

Birine kırık not verirken yoksa geçmişimizde bizi hırpalayan her ilişkiyi mi sınıfta bırakıyoruz.

Birilerinin arkandan konuşmasından daha beter bir şey varsa o da kimsenin senin hakkında konuşmamasıdır, demişti Oscar Wilde o her zamanki keskin zekâsı, kinayeli uslubuyla. Ama hemen ardından eklemişti, Söylenenlerin bir önemi yoktur. Söyleyenin önemi vardır.  Sarf edilen laflardan ziyade onları kimin söylediğinin. Ince ayırım.

Bu yüzyılın önemli düşünür ve gezginlerinden Pico Iyer ise şöyle bir değerlendirme yapar. Dedikoduya olan açlığımız bizi, duyduğumuz her şeyi çekiştirerek konuşmaya, düşünmeden gövdeye indirmeye itiyor. Bilmiyoruz ki böyle yapa yapa aslında kendimizden tüketiyoruz. Dedikodu ziyafetinden karnımız tok değil, tam tersine, eksilerek, azalarak kalkıyoruz.

 Onun yerine Einstein ın Başarı Formülü nü hatırlamakta fayda var. Diyelim ki, ´Başarı A olsun´ der. O zaman A eşittir X artı Y artı Z. Bu denklemde X çalısmaya tekabül eder. Yani X eşittir emek. Y ise oyundur. Hayatı sevmek, sevilmek, kıymet bilmek. Ve  Z der Einstein, insanın dilini tutmasına denk gelir. Dolayısıyla başarının formülü, Bol bol çalış, bol bol sev, bol bol oyna aman dilini tut, kem söz etme kimse hakkında.

Güzel formül. Dün olduğu gibi bugün de aynen geçerli.

Elif Şafak  ´ Dedikodu  Melek mi, Şeytan mı?´ başlıklı makalesinden alıntıdır.

Sosyal Medya Paylaş