KATEGORİLER

Siyah Süt

Siyah Süt Kategori: Roman Yazar: Elif Şafak Yayınevi: Doğan Kitap Dil: Türkçe Sayfa: 308 Sayfa

SİYAH SÜT - Elif Şafak / ROMAN 

Yazar bu romanında çok farklı bir konu da karşımıza çıkıyor. Hamilelik ve doğum sonrası iç dünyasını, depresyonunu samimi bir şekilde okurla paylaşmakta. Konu öncelikle kadınları ilgilendiriyor gibi görünse de baba ve baba adaylarınıada eşlerini anlamaları yönünde yardımcı olabileceğine inanıyoruz.

edebiyatelestiri.blogspot.com.tr/2007/12/siyah-st-elif-afak.html veya fikritema.blogcu.com/postnatal-depresyondaki-kadin-yazarin-annelik-halleri-siyah-sut/10483894 linklerinde kitap ve yazar hakkında oldukça kapsamlı iki farklı okur değerlendirmesi size yardımcı olacaktır.

www.facebook.com/www.kitapokumakistermisin/  ttps://www.youtube.com/user/KitapOkumak/videos

Kitaptan: ***   Hamileyken evlatlarının zekası yüksek olsun diye hesaplar yapan annenin, doğduktan sonra çocuğunun düşüncelerine, heveslerine ket vurması ne ilginç. Zeki bebek isteyip de yaratıcı çocuğa tahammül edememek nasıl bir ironi?"

***   Ve nasıl oluyor da evlilik bir kadın ve bir erkek gerektirdiği halde, “Evde kalmak” tabiri sadece kadınlar için kullanılıyor.

***   İçimin tünellerine girer girmez bir fener alıyorum elime. Buralar çok karışık. Kaç defa geldim. Gene de kayboluyorum.

***   Bilmiyor ki özür dilemek de bir bağımlılık olabilir; yerli yersiz durmadan etrafındakilere “kusura bakmayın” dedikçe bakılacak kusurları artar insanın.

***   Yaratıcılığa soyunmak, hikâyeler kurmak, karakterler yaratıp karakterler öldürmek,
olayların gidişatına yön vermek ve tüm bunları kâğıt üzerinde de olsa istediğin an gene yapabileceğini bilmek faniliğini unutturur insana. Bir teselli verir hayatın uçuculuğu karşısında. Romancı ölümsüz olabileceğine inanır içten içe. Bir sır gibi kendine saklar bu arzusunu, ölüm korkusunu.

***   Erkeklerin tek bir imzaları olur. Bir kez o imzayı tutturduktan sonra değiştirme gereği duymadan bir ömür boyu onunla idare edebilirler. Kadınlarınsa bir ´´eski imza´´ları vardır, bir de sonradan edindikleri ´´yeni imza´´... Genç kızlık imzaları, evli kadın imzaları, dul kadın imzaları.. Kadınlar isim göçebesidir. İmza göçebesidir.

***   Kadınlara ve kadınlığa karşı böylesine önyargılı olan bir toplumda bedenlerimizi rahat taşıyamıyoruz.

***   Cehalet salgın bir hastalık gibidir. Bir kez vücuda girdi mi bu virüs hızla yayılır. Onu durduracak tek bir aşı var: Kitaplar! Acilen dönelim kitapların dünyasına.

***   Kendinden evvel bir başkasını düşünmeyi gerektirir annelik. Bir gün değil, iki gün değil. Daima.

***   Unutma ki her şeyin başı muhabbet, sonu muhabbet. Mahluk sevilmeden halık sevilmez, bunu da unutma. İnsan elbette sevecek ailesini, çevresini, dostlarını ve cümle varlıkları. Anneler evlatlarını sahiplenirler hemen. Sevgililer birbirilerini, koca karısını, hatta hoca talebesini sahiplenir. Halbuki bize ait değil ki onlar. Biz kendimiz bile bize ait değiliz. Ölmeden önce ölenler var ya, işte onlar küçük harfle aşktan büyük harfle AŞK´a geçerler.

***   Yaşadığımız hayatın ne denli geniş ya da dar olduğu bizim taşıdığımız cesarete bağlıdır.

***   Kâinatın büyük düzeninden bakmalıyım kendime. Kendimden kâinata değil.

***   Meğer bir can doğuranlar kolay kolay başkasına kıyamazmış. Söz konusu kendi canları olsa bile.

 

Tanıtım Bülteninden: Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı. Suya yazı yazar gibi...

Siyah Süt kadınlığın, kadınların hayatının kasvetli ve karanlık ama son tahlilde geçici bir dönemiyle ilgili. Birdenbire gelen ve geldiği gibi hızla dalgalar halinde çekile çekile giden bir haletiruhiye bu arada incelenen. Bu haliyle elinizde tutuğunuz kitap bir nevi tanıklık. Otobiyografik bir roman.

(...) Annelik dünyanın en yaşanılası, en muhteşem lütuflarından biri; güzel ki hem de nasıl. Aldığı tüm övgüleri fazlasıyla hak ediyor.

Öylesine benzersiz, öylesine kıymetli... aynı zamanda çetrefil, karmaşık ve kimi zaman hayli ağır.

"Siyah Süt, cesur, şaşırtıcı, tılsımlı bir roman: Bunca kötülüğün ortasında, bize umut veriyor Elif Şafak, dayanabilmek, direnebilmek ve sonra hayata, bir mucize gibi, yeniden başlayabilmek için."
Selim İleri
(Arka Kapak)

Yatak odasındaki komodinin üzerinde yuvarlak bir ayna var. Kenarları gümüşten. Aynanın ortasında bir kadın duruyor. Bedeni patiskadan bez bebek; bir tek bakışları etten ve kemikten. Bakıyor kendine dinmeyen bir merakla. Ayırmıyor gözlerini suretinden.

Oysa bilmez mi ki "bakmak" masum bir şey değildir ya da aynalar basit birer obje? Bilmez mi ki aynaların yüzeyleri ya bir kumaş parçasıyla örtülmeli ya da duvara doğru çevrilmeli? Bu kadar mı kayıtsız geleneklere? Yoksa bile bile mi çiğniyor kaideleri? Asırlık öğretilerle inatlaşmak istercesine?

"Her ayna anahtarını kaybetmiş bir kapıdır. Açılır Diyar-ı Esrar´a. Olur da fazla bakarsan aynaya, aralanıverir kapı, kaybolursun sonsuzlukta."

Kadının saçları gelişigüzel bir şekilde toplanmış, sağdan soldan çalı gibi saç tutamları fırlamış. O tutamlardaki her bir saç teli dile gelmiş, isyana gelmiş. Bas bas bağırıyor:
"Ne olur artık bizi yıka, bizi tara, bizi topla!"
Saç dipleri daha da beter haykırıyor, feryat figan.
"Ne olur artık bizi boya. İnsan içine çıkamaz olduk utancımızdan. İstersen civciv sarısına boya. Hatta seneler evvel bir keresinde kızıl yapmaya kalkmıştın da korkunç olmuştuk hani. Ona bile razıyız. Yeter ki boya bizi, unutma!"