KATEGORİLER

Otranto Şatosu

Otranto Şatosu Kategori: Roman Yazar: Horace Walpole Yayınevi: Kum Saati Yayınları Dil: Türkçe Sayfa: 144 Sayfa

OTRANTO ŞATOSU - Horace Walpole / ROMAN - Fantastik

Kitabın en ilginç özelliği 1764 yılında yazarın gördüğü bir rüya üzerine kaleme almış ve tarzının ilk örneği olması. Bugünlerin edebiyat birikimi ve anlayışı için oldukça basit ve anlamsız gelen bir akışı olsa da meraklı okurlar ele almayı düşünebilirler. neverlandhikayeleri.blogspot.com.tr/2015/02/gotik-edebiyatn-baslangc-noktas-horace.html bu linkte kitapla ilgili yapılan geniş değerlendirmeyie göz atmadan başlamayın deriz. okumagunlugum.blogspot.com.tr/2013/10/otranto-satosu-horace-walpole.html veya tecahuliarif.com/2016/10/analiz-horace-walpole-otranto-satosu/ adresinde de bir başka okur yorumu bulacaksınız. 

***   Dünya, düşünenler için komedi, hissedenler için trajedidir.  

***   Hayatın tüm sırrı, bir tek şeyle adamakıllı, diğer binlercesiyle de gereği kadar meşgul olabilmektir.

***   İnsan ne için yaşıyorsa onun büyüklüğü ve önemi kadar yükselir. Horace Walpole.

twitter.com/kitap_okumak  www.facebook.com/www.kitapokumakistermisin/ www.youtube.com/user/KitapOkumak/featured

Arka Kapaktan:

Gotik" terimini edebiyat alanında ilk kullanan kişi olarak bilinen Walpole, 1764´te kendi özel basımevinde hazırladığı Otranto Şatosu´nun toplumda nasıl karşılanacağını kestiremediği için, kitabı XVI. yüzyıldan kalma İtalyanca eski bir elyazmasının çevirisi olarak sundu. İlk baskının kapağında "Otranto Aziz Nicholas Kilisesi Kilise Heyeti Üyesi Onuphrio´nun yazdığı İtalyanca aslından William Marshal tarafından çevrilmiştir" ibaresi vardı. İkinci baskıdaysa ne çevirmen adı vardı, ne de yazar.
Şöyle der Walpole bir mektubunda: "Uyandığımda o düşten anımsadığım tek şey, kendimi bir Ortaçağ şatosunda görmemdi (benim gibi kafası Gotik hikâyelerle dolu biri için bu mekân çok doğal sayılır); hayli yüksek bir merdivenin en tepesinde, tırabzanın üzerinde son derece büyük bir zırhlı el gördüm. O akşam oturdum ve ne söyleyeceğimi, ne anlatacağımı bilmeden yazmaya koyuldum. Yazdıkça hikâye gelişti, benim de hoşuma gitmeye başladı (üstelik politikadan başka bir şey düşünebildiğim için de çok seviniyordum); kısacası kendimi öylesine kaptırdım ki, kitabı iki aydan kısa sürede bitirdim.