KATEGORİLER

Kürk Mantolu Madonna

Kürk Mantolu Madonna Kategori: Roman Yazar: Sabahattin Ali Yayınevi: Y K Y Dil: Türkçe Sayfa: 160 Sayfa

 KÜRK MANTOLU MADONNA – Sabahattin Ali / ROMAN – Aşk

 İyi ki Sabahattin Ali geçmiş bu dünyadan, iyi ki bu eseri yazmış. Kapağını açtığınızda sizi alıp götürecek bir kitap. Fazla söze gerek yok. Biz okuduk, beğendik, kütüphanemize koyduk, soranlara da ısrarla tavsiye ediyoruz.

Kitap Kategorisi : DÖRT YILDIZ 

Neden beş yıldız veremedik ? Ne kadar sadeleşirse sadeleşsin illa ki eskimiş kelimeler arada karşınıza çıkıyor. Bu da yeni okuma alışkanlığı edinen biri için yorucu olabilir. Ancak yazarın kalemi öylesine akıcı ki okuyucu o kelimeleri de araştırıp öğrenmek isteyecektir.

furkanozden.net/2014/01/kurk-mantolu-madonna-1943.html veya colorful-book.blogspot.com.tr/2013/04/sabahattin-ali-kurk-mantolu-madonna.html kitabı okumuş blogerların bu büyük eserle ilgili özet ve yorumları biraz daha fazla bilgi almanızı sağlayabilecektir .

www.facebook.com/Kitap-Okumak-%C4%B0ster-misin-327927040637181/  www.youtube.com/watch 

Kitaptan :

*** “Yılbaşının da sence hiçbir hususiyeti yok mudur?” diye sordum.
“Hayır” dedi, “senenin diğer günlerinden ne farkı var sanki? Tabiat onu herhangi bir şekilde ayırmış mı? Ömrümüzden bir sene geçtiğini göstermesi bile o kadar mühim değil; çünkü ömrümüzü senelere ayırmak da insanların uydurması… İnsan ömrü doğumdan ölüme uzanan tek bir yoldan ibarettir ve bunun üzerinde yapılan her türlü taksimat sunidir…”
(Sayfa 110)

 *** Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki, ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkasını bu kadar zavallı görmeye hakkımız yoktur. (Sayfa 93)Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi."

***Seni seviyorum. Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum.

***Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.

(Sayfa 86)

***  "Berlin´de yalnızsınız değil mi?" dedi.
"Tamamen yalnızım... Ama Berlin´de değil... Bütün dünyada yalnızım... Küçükten beri..." (Sayfa 77)

***Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi.

Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu...

Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbiriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu.

*** Benim fikrimce aşk diye ayrı, mücerret bir mefhum yoktu. İnsanlar arasında çeşit çeşit kendini gösteren bütün sevgiler, sempatiler bir nevi aşktı. Yalnız yerine göre isim ve şekil değiştiriyorlardı. Kadınla erkek arasındaki sevgiye hakiki ismini vermemek bir nevi kendimizi aldatmaktan başka bir şey değildi.
O zaman Maria şahadet parmağını sallayarak gülüyor:
"Hayır dostum, hayır!" diyordu. "Aşk hiç de sizin söyledi­ğiniz basit sempati veya bazan derin olabilen sevgi değildir. O büsbütün başka, bizim tahlil edemediğimiz öyle bir histir ki, nereden geldiğini bilmediğimiz gibi, günün birinde nereye kaçıp gittiğini de bilmeyiz. Halbuki arkadaşlık devamlıdır ve anlaşmaya bağlıdır. Nasıl başladığını gösterebilir ve bozulursa bunun sebeplerini tahlil edebiliriz.

Arka Kapaktan :

Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum Kürk Mantolu Madonna´yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum. Kimi tutkular rehberimiz olur  yaşam  boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. yapıtlarında  insanların  görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran  Sabahattin  Ali, bu kitabında  güçlü  bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere,  yaşamın  uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.