KATEGORİLER

Beyoğlu Rapsodisi

Beyoğlu Rapsodisi Kategori: Roman Yazar: Ahmet Ümit Yayınevi: Doğan Kitap Dil: Türkçe Sayfa: 551 Sayfa

 BEYOĞLU RAPSODİSİ – Ahmet Ümit / ROMAN – Polisiye

İstanbul ve özellikle Beyoğlu bölgesi ile ilgili hiç bilmediğimiz tarihi ve mimari özelliklerle yoğrulmuş anlatım polisiye okurları için önerilebilecek türde. Yazarın zaten oldukça akıcı kalemi çok farklı bilgilerle donanınca, polisiye ile birlikte tarih ve kültüre bilginize de katkısı oluyor hali ile.    http://bestemina.blogspot.com.tr/search?q=beyo‰C4‰9Flu+rapsodisi   adresinde bu kitapla ilgili okur yorumu bulacaksınız.

www.facebook.com/www.kitapokumakistermisin/  www.youtube.com/watch

Kitaptan : ***   Eğer uzaklık olmasaydı hiçbir nesneyi tam olarak anlayamazdık. Daha da kötüsü kendimizi öteki nesnelerden ayıramazdık. (Sayfa 24)

***   Sağlıklı bir ihtiyarlık, iyi yaşanmış bir ömrün kanıtıdır. (Sayfa 52)

***   Hayat kudurmuşcasına akan bir ırmağa benzer, insanoğlu ise bu ırmağın azgın sularında yolculuk yapan bir dal parçasına. Bu yolculukta değişmeyen iki oldu vardır; ilki yalnız olduğun, ikincisi ise ne kadar uzun sürse de yolculuğunun ölümle sınırlı olması...(Sayfa 52)

***   İnsanın sevdiği işi yapması kadar güzel bir duygu olamazdı. (Sayfa 118)

***   Bilge; insanın zihninde şiir ile felsefenin buluşması.

               ...Şiir sevmeyen biri, evrimini tamamlamış biridir benim için.  (Sayfa 122)

***   Bence ölümsüzlük peşinde olanlar sadece sanatçılar değil. Sanatçı olsun ya da olmasın, insanoğlu kendini bildiğinden beri hep ölümsüzlüğü aramıştır. Ölümsüzlük insanın içindedir. Bu yüzden çocuk yapıyoruz. (Sayfa 127)

***   Yaratıcı´nın buna ihtiyacı var mıydı? Belki de bizin bu küçük kurnazlıklarımıza bakıp gülüyordu. İnsanoğluna eğlence, şaka duygusunu veren o olduğuna göre, ondan daha muzip, ondan daha esprili başka biri olabilir miydi? (Sayfa 142)

***   Karımın en sevdiğim yanlarından biri buydu: istediğimizi alabilme gücüne sahip olduğumuz halde en küçük bir savurganlığa bile tahammülü yoktu. (Sayfa 146)

***   Ama Burç bıkıp usanmadan her defasında, ´´Bana Fransa´yı anlat´´ derdi. Önce dinlediklerini unutuyor diye düşündüm, sonra oğlum için önemli olanın anlattıklarım değil, onunla ilgilenmem olduğunu anladım. (Sayfa 151)

***   Kayın validem aklı başında bir insandı. Kibardı, kendi sınırlarını çok iyi bilirdi, bir gün bile ilişkimize müdahale ettiğini hatırlamıyorum. Hepsinden önemlisi ise insan sarrafıydı. Zekası, görgüsüyle kızına da yol göstermiş, onu çok iyi yetiştirmişti. Böyle bir terbiye alan Gülriz de benim işimin, kendi sınırları dışında olduğunu, bu alana müdahale etmemesi gerektiğini biliyordu. (Sayfa 153)

***   Hakikatin ateşinde bir mum gibi eriyip yanmak isteyenler! Hakikat bu cadde de değildir.Hakikat mağazaların vitrinlerinde değildir... Sinemaların koltuklarında, meyhane masalarında, içki kadehlerinde, sarhoşların gözyaşlarında değildir. Hakikat evlerdedir. Evlerin banyosunda, mutfağında, banyosunda,oturma odasındadır. Hakikat halının altındadır, buzdolabının içindedir,yastığınızın köşesindedir, resminizin çerçevesindedir, KÜTÜPHANE de dir. Kütüphanenin içindeki kitapların içindedir. Hakikatı bulmak için bakmak yetmez, görmek gerekir. Ey hakikatı arayanlar! Eve dönün kütüphanenize tekrar bakın. Hakikatı anlatan o kitabı arayın. O kitabı bulana ne mutludur ki, hakikatin yanı sıra ölümsüzlüğün ışığıyla aydınlanacaktır. 

***   

Arka Kapaktan :

Üç arkadaşın hikâyesi bu. Biraz da Beyoğlu´nun hikâyesi. 

Beyoğlu´nun karmaşasının, kalabalıkların arasına gizlenen 

sırların hikâyesi. Sokakların, binaların, bildiğimiz bilmediğimiz 

köşelerin, ama en çok insanların hikâyesi. Çocukluktan 

başlayan, mekânı yine Beyoğlu olan bir dostluğun bugünü 

anlatılıyor Beyoğlu Rapsodisi´nde. Üç farklı kişiliğin, üç farklı 

yaşam tarzının birleştiği bir nokta bu dostluk. Önce onları 

tanıyoruz, hayatlarına tanık oluyoruz. Sanıyoruz ki, herşey hep 

böyle doğal gidecek. Sanıyoruz ki, hayat normal seyrini 

sürdürecek. Ama gün geliyor, bir fotoğraf sergisi hayatlarını 

değiştiriyor. Önce bir kadın giriyor bu üçlünün arasına, bir Rus. 

Sonra cinayet fikri hayatlarının bir parçası oluyor. 

Soruşturmalar, sorular... Ve sırlar geliyor ardından. 

Ahmet Ümit bu son romanında polisiye gerilim edebiyatının 

sınırlarını aşmayı deniyor. Okuyucusunu sürpriz bir sonla 

ödüllendirmenin yanı sıra ölümsüzlük üzerine, dostluk üzerine, 

aile üzerine, sahip olma duygusu üzerine düşündürüyor. 

Ahmet Ümit´ten heyecan dozu yüksek bir polisiye roman 

bekleyenleri hayal kırıklığına uğratmayacak, ama yazarın daha 

geniş sularda da keyfince yelken açtığını kanıtlayan bir kitap 

Beyoğlu Rapsodisi. Adım adım Beyoğlu ve her yönüyle insan 

var bu romanda.