KATEGORİLER

Kırık Kanatlar

Kırık Kanatlar Kategori: Hikaye Yazar: Halil Cibran Yayınevi: Süre Yayınevi Dil: Türkçe Sayfa: 105 Sayfa

 KIRIK KANATLAR – Halil Cibran / ÖYKÜ – Felsefe

Söylenecek çok şey yok. Cibran ve eserleri nasıl anlatılabilir ki? Okumanızı ve bu usta kalemle tanışmanızı öneriyoruz.

Kitap Kategorosi : DÖRT YILDIZ

Neden Beş Yıldız değil? Eserin dili artık yüz yaşına yaklaşıyor. Hali ile günümüzün internet diline alışmış zihinler için biraz farklı gelebilir. Her yönü ile çağımıza yetişmiş ve bizlerden sonra da yaşayacak eser ve eserler. İyi ki bir Halil Cibran geçmiş bu dünyadan. 

 Arka kapak :

Kırık Kanatlar

Kırık Kanatlar, acımasız toplum yapısının kıskaca aldığı bir aşkın öyküsünü anlatıyor. Kahramanları arasında kafese kısılmış kanatları kırık bir kuş olarak tanımlanan Doğulu kadın, avını onlarca koluyla kıskıvrak yakalayıp onlarca ağzıyla onun kanını emen bir piskopos var. 20. yüzyıl başlarında Ortadoğu toplumunda ailesinin serveti yüzünden felakete sürüklenen genç bir kız ve aşkın inanılmaz gücü Sınırlı aşk sevgiliyi sahiplenmeyi, sınırsız olanı sadece kendini ister. Bu uzun öykü, aşkın mutluluğa ulaşması için gösterilmesi gereken amansız çabayla, bu çabanın aşıkların kişiliğini tüketmemesi için gösterilmesi gereken dikkatli özen arasındaki dengeyi anlatılıyor.

Ruhun güçlüklere göğüs gererek acı çekmesi sakin bir köşeye çekilerek güven içinde oturmasından iyidir, diyen Cibrân, aşka rağmen dürüst ve prensip sahibi kalabilmenin gerçek aşkın bir parçası olduğunu vurguluyor.
 
Halil Cibrânın geleneksel Ortadoğu edebiyatının retorik süslemelerinden uzak, lirik ve dinamik stilini ve bilgelik felsefesini çok güzel yansıtan bu ilk dönem öyküsü, 1923te başyapıtı Ermiş yayınlanmadan çok önce Amerikan edebiyat çevrelerini ve Göç edebiyatı yazarlarını derinden etkilemiştir.

Kırık Kanatları okurken gözyaşları arasında gülümseyecek, acıyla iç içe mutlu olacak ve felaketler karşısında yürekten kopan gerçek bir yakarış hissi duyacaksınız.

 

Bana mutluluktan söz etme; anısı beni mutsuz ediyor.

Bana huzurdan söz etme; gölgesi beni korkutuyor;

ama bak bana, sana, Cennet´in kalbimin külleri içinde yaktığı mübarek feneri göstereceğim;

seni bir annenin yegane bir çocuğunu sevdiği gibi sevdiğimi biliyorsun.

 Aşk seni kendimden dahi korumayı  öğretti bana.

 Beni, seninle birlikte uzak diyarlara gitmekten alıkoyan şey, ateşle  temizlenmiş o Aşk´tır.

Aşk, senin  özgürce ve erdemli bir şekilde yaşamana imkan vermek için içimdeki arzuyu öldürüyor.

Sınırlı aşk, sevdiğini sahiplenmek, sınırsız aşk ise sadece kendini ister.

Gençliğin saflığı ve uyanışı arasına düşen aşk kendini sahiplenme ile tatmin eder ve sarılmalarla büyür.

Ama gök kubbenin kucağında doğan ve gecenin sırlarıyla inen aşk, edebiyat ve ölümsüzlükten başka hiçbir şeyle huzurlu olamaz;

 İlahi varlık dışında hiçbir şeyin önünde hürmetle eğilemez.

Yalnızlığın yumuşak, ipeksi elleri vardır, buna rağmen güçlü parmaklarıyla kalbi kavrar ve canını hüzünle ağrıtır.

Yalnızlık, ruhani yücelmenin olduğu kadar, hüznün de yandaşıdır.´